Hakkımızda Ürünler Örnek Projeler Basın Odası İnsan Kaynakları Referanslar İletişim
 » Ana Sayfa  » Basın Odası  » Basında KETS
Site Haritası
 Bilgi istek formu Bilgi istek formu
 Yazdırmaya uygun gösterim Yazdırmaya uygun gösterim
İlgili Linkler
Basında KETS
IBM:"Olanaklarımızı kullanın..."



01 Şubat 2002
Büyütmek için tıklayınız     

Partner yuvarlak masa toplantılarının üçüncüsünün konusu, Türkiye'nin yazılım konusunda dünya standartlarını nasıl yakalayacağı, dünya yazılım endüstrisindeki konumu ve IBM'in Çözüm Ortaklarına sunduğu olanaklardı. Toplantıya konuk olarak Sinerji'den Figen Ger, Elba Bilgisayar'dan Ali Özenci, Innova Bilişim Çözümleri'nden Aydın Ersöz, KETS'ten Mustafa Savaşan, eLika'dan Nazmi Sağlam ve Ultima'dan Civan Mert Küçük katıldılar.

ALİ GÜVEN - Son yıllardaki gelişmeler uygulama yazılımları konusunun bizim geleceğimiz üzerinde ne kadar önemli olduğunu açıkça gösterdi. Bu toplantıda Türkiye yazılım konusunda dünya standartlarına nasıl gelir, gelemediyse neden gelemedi, bu konuda neler yapılabilir, IBM olarak biz bu konuda neler yapabiliriz bunu konuşmak istiyoruz. Özetle yazılım konusunda değer nasıl yaratırız ve IBM olarak biz ne yapabiliriz konusunu konuşmak istiyoruz.

GÜLSÜN EMÜLER - IBM'in yazılım stratejisi çerçevesinde amacımız siz Çözüm Ortakları ve müşterilerimize kendileri için gerekli çözümleri oluşturabilmeleri için gerekli altyapıyı sunmak... Web ve e-business'la birlikte firmalar iş yapış şekillerini değiştirmenin ötesinde altyapılarını da değiştirmek durumundalar. Teknoloji yeni olduğu için oturtabilmek için kuvvetli partnerlere gereksinim duyuyorlar. Türkiye'de oluşturulan bir değeri diğer ülkelere taşıma her zaman hedeflerimiz arasında. Bu gerek uygulama gerekse de belli becerilerin, 'know how'ların paylaşımı şeklinde olabilir. Çözüm Ortaklarımızı yönlendirici belirli programlarımız var, bunların Türkiye'de uygulanıp değişik ülkelere yönlendirilmesi için çalışıyoruz.


FİGEN GER - Yazılım geliştirme ve markalaşma alanlarına bakıldığında Türkiye'de yapılacak çok fazla iş olduğunu ve bunu yapabilecek potansiyel olduğunu görüyoruz. Ben bu potansiyeli iki grupta değerlendiriyorum: Üretim ve tüketim. Üretim potansiyelimiz, yetişmiş insan gücümüz var. Teknolojiye çok hevesli, sektörü hedefleyen ve kariyerini yazılım geliştirme alanında değerlendirmek isteyen genç bir nüfus var. Neyimiz eksik? Yetişmiş insan gücümüz üretimin en önemli fazlarından biri olan doğru analiz ve uluslararası iş platformlarıyla uyum sağlayacak kapasitede bir yazılım üretmek safhasına, iş idaresi tarafına fazla kafa yormuyor. Markalaşabilmenin ise en önemli yolu bence, uluslararası analizler yapıp, hem işin niteliğine uygun hem de teknoloji seviyesi yüksek ürünler geliştirmekte. Emek yoğun işler yapmak önemli değil, önemli olan kolay dönüştürülebilir, uyarlanabilir yazılımlar geliştirmek.
Ben sıkıntıyı tüketim tarafında görüyorum. Geliştirdiğimiz yazılımları sunduğumuz müşteriler geliştirilen yerel çözümleri ve avantajları kullanmak konusunda çok istekli değiller. Uluslararası planda geliştirilmiş, kendilerine oradan sunulmuş ürünlere bağlı kaldıkları için tüketim tarafı üretim tarafını yükseltecek bir pazar haline dönüşmüyor. Üretimde ise uluslararası bir perspektif görmüyorsanız ürettiğiniz yazılım uluslararası standartlarda olmuyor. Üretirken size uluslararası standartlar hakkında 'feedback' verecek müşterilerle temas halinde olmak zorundasınız. Bunu nasıl sağlayabiliriz? Yazılımın Türkiye açısından çok önemli bir sektör olduğu, bunun bir devlet politikası olarak da gelecekte Türkiye'nin önemli bir değeri olarak da düşünüldüğü açıkça ortaya konulmalı. İçerdeki kaynağı kullanma yönünde bir eğilim oluşturması lazım.

ALİ GÜVEN - Dünyadaki yazılım açığı nedir, hangi platformlarda eksiklik var bu bilinmiyor. Türkiye'nin global vizyonunda bu konularda bir eksiklik var. Devlet politikaları açısından da aynı eksiklik geçerli. Kurumsal bir girişim bu boşluğu kapatırsa Türkiye'deki yazılım firmalarının önü açılır mı diyorsunuz?

FİGEN GER - Kesinlikle. Özellikle devlet politikaları, özellikle lisanslama, yazılımların bir fikir ve sanat eseri olarak kabul edilmesi çok önemli. Türkiye'de fikir ve sanat eserinin kullanılmasının devlet tarafından çok sıkı kontrol altına alınmıyor oluşu, bu alanda Türkiye'ye çok büyük kaynak kaybettiriyor.

ALİ ÖZENCİ - 1972 yılında ODTÜ'deki hocam Erol Arkın o zamandan, "Türkiye'nin donanımda bir marka yaratma imkanı yok, ama yazılımda olabilir." derdi. Marka yaratmanın dünyada iki yolu var. Bir, pazarın markalara açık olması ve şirketlerin büyüyüp yeni ürünler geliştirebilmeleri. İki, birilerinin bunlara sermaye aktarımı yapması. Bunun için de akla devlet geliyor. İnanmayacaksınız ama devlet bunu yapmaya en azından bir ölçüde çalışıyor. Biz yazılımcılarla ilgili üç tane çok özel yasa var. Birincisi, Türk Teknoloji Geliştirme Vakfı'nın (TTGV) kredileri. Koşulları zor ama almak mümkün. Bu krediyi alıyorsunuz iki yıl sonra dolar üzerinden faizsiz geri ödemeye başlıyorsunuz. İkincisi, TÜBİTAK'ın bir girişimi var. Eğer TTGV'den bu krediyi almaya hak kazanırsanız, büyük ihtimalle size projenizin yüzde 50'sini hibe ediyorlar. Üçüncüsü, gidiyor teknokentte kendinize bir yer kiralıyor ve üretime başlıyorsunuz. Ürettiğiniz şeyleri eğer ticarileştirmişseniz kurumlar vergisi ödemiyorsunuz ayrıca çalışanlar vergiden muaf oldukları için ücretlerini de net ödüyorsunuz.
Sistem yazılımları veritabanı yazılımları artık bizden geçti. 1972 yılında hocamızın sözünü dinleyip bir şeyler yapsaydık farklı bir yerde olurduk. Şu anda öyle bir şey söz konusu değil. Bu altyapıları kullanacağız kendi uygulama yazılımlarımızı üreteceğiz. IBM'in buna destek olması bizim çok işimize yarayacaktır. Yerel uygulamaların da diğerleri kadar iyi olduğunu insanlar birbirlerinden görerek öğreniyorlar. Son yıllarda güzel gördüğüm bir şeyi söylemek isterim. Bizim gibi yazılım firmaları birbirleriyle daha fazla iş yapmaya niyetliler. Birbirimizi buluyoruz.

GÜLSÜN EMÜLER - Bugün için markalarla rekabet güç. Genel amaçlı paketlerle iş daha da zorlaşıyor. Bu zinciri kırmanın kolay bir tarafı olamaz mı?

AYDIN ERSÖZ - Markalaşmak ve bu bitmiş ürünü uluslararası pazara çıkarmak gerçekten çok zorlu bir iş. Neyi üreteceğinizi bilmekten başlıyor iş. Üretiminizi belli standartlarda yapmanız lazım. Çok sayıda ülkedeki çok sayıdaki müşterinin ihtiyaçlarını tahmin edip ona göre hazırlık yapıyorsunuz. Sonra da ürünü yaygın olarak pazarlayıp yaşatabilmeniz lazım. Yaşatabilmek de son derece pahalı. Alternatifi birilerinin bu işe sermaye koyması... Bizim sektörümüzde sermayenin geri dönüş oranları belli. Dolayısıyla bitmiş ürün üretip satmak gerçekten zor. Bunu yapan firmaları takdir etmek lazım. Neredeyse imkansızı başarıyorlar. Biraz daha kolay fırsat işin hizmet tarafında. Burada bir spektrumdan bahsetmek mümkün. En düşük uçta, Hindistan'ın yaptığı gibi birilerinin yapmak istemediği işleri fabrika mantığıyla yapmak var. Bu enteresan bir şey değil. Bir zamanların tekstildeki penye üretimi gibi bir şey bu. Burada rekabet imkanı yok.
Daha yukarılara çıktığımızda ise, hem yeni teknolojileri tanımak, yaratıcı olmak, çözüm yaratmak hem de müşteri ile kültürel birliktelik oluşturabilmek önemli. Batı pazarına hizmet verebiliyor ve onların iş süreçlerine hizmet verecek bir takım şeyler üretebiliyorsanız bunlarla ortak bir kültürü paylaşmanız çok önemli bir avantaj. Burada biz şanslıyız. Hem kaliteli bir işgücüne sahibiz, hem de daha doğumuza göre batı kültürüne çok daha entegreyiz. Dolayısıyla batı pazarlarında proje bazında çalışmamız, katma değerli projeler yapmamız, bana en uygun fırsat gibi geliyor. Bunun için ne lazım, pazarlama lazım, bu da finansmana dayanıyor. Bizim de üretim süreçlerimizi kurumsallaştırmamız lazım. İnşaat sektörünün geçirdiğine benzer bir evrim sonucunda dışa da açılabiliriz.

MUSTAFA SAVAŞAN - Finans kaynağı olarak yapılan tanıma bir üçüncü ilave etmek istiyorum. Devlet ve özel sektörün yanı sıra, sponsor müşteri kaynağı da var. Biz bu kaynağı kullanıyoruz. Hem katma değerli ürünün ortaya çıkmasını finanse ediyor, hem de bize büyük çaplı bir proje yapmanın metodolojisini ve ortamını sağlıyor. Türkiye bu anlamda büyük bir pazar, projeyi bu ortamlarda koşacak şekilde hazırladığınızda bile önemli bir avantaj kazanıyorsunuz. Sponsor firma da ilk olmanın riskini almış olduğu için bunu daha ucuza mal etmiş olarak avantajlarından yararlanıyor.
Marka olma konusuna gelince. Bence dünyanın en iyi yazılımını üretmekle aynı anlama gelmiyor. Marka olmanın birçok altyapısı var. Çok ciddi bir pazarlama etkinliği istiyor. Ciddi bir işbirliği istiyor. Lokal pazar için değil, uluslararası pazara hitap etmeyi gerektiriyor. O yüzden uluslararası marka olma işine ben kendi adıma çok olumlu bakmıyorum.
Fırsat nerede? Fırsat, yüksek değer katabileceğimiz çözümler üretmekte. Altyapı teknolojilerini olduğu gibi kabul edip, bunlar üzerinde çözüm üretmekte fayda var. Hatta işi ben daha da ileri götürüyorum. Bugün bir içerik yönetimi, bir CRM yazılımı üretmek de Türkiye'nin çıkışı değil. Dünyada kabul görmüş standart ürünler var. Önemli olan bunlara dayalı entegre çözümler üretmek. Biz bunu uygulamaya çalışıyoruz. Biz spesifik bir alandayız. Bu sayede dünyayı çok yakından takip ediyoruz. Benim düşüncem sistem entegrasyonuna dayalı, çok hızlı uyarlanabilir paketler üretmek. Arkadaki teknolojiler değiştiğinde çalışmaya devam edebilecek, kolay uyarlanabilir çözüm üretmiş oluyorsunuz. Ortaya çıkan ürünü paket haline bile getirebiliyorsunuz.
Türkiye'deki firmaların yerli yazılımı seçmeme nedenlerinden birisi de bence, yerli yazılımlara yapılan yatırımların yetersizliği ve süreklilik garantisinin olmamasıdır. Sermayemiz yetersiz olduğu için geliştirme çalışmalarının sürekliliği garanti değil. O yüzden uluslararası standarttaki ürünler tercih ediliyor.
Marketing alanında iş yaptığımız firmaların kanallarını kullanmayı tercih ediyoruz. Bu bize ciddi bir açılım sağlıyor. IBM bu anlamda bize hem çok destek oluyor hem de ufkumuzu genişletebiliyor. Kanalları vasıtasıyla yaptığımız her şeyi dünyanın her yerine duyurabiliyoruz. Bir başka açılım da sistem entegrasyonu sırasında ürünlerini entegre ettiğimiz firmaları bir araya getirmek. Onların ürünlerine değer katıyorsunuz. İki firmayı konuşturuyorsunuz. Bunu marketing anlamında yapmak daha kolay, esas zor olan taraf arka planda bunu destekleyebilecek, uluslararası pazarda size şans tanıyacak, üretim destek ve devamlılık kalitesini sağlamakta yatıyor. Bizim en büyük sıkıntımız, o noktaya erişmek, o metodolojiyi yakalamak.

ALİ GÜVEN - Dünyada kuvvetli olan firmalarla stratejik anlaşmalar yapmak, onların logosu altında, dünyada pazarlanabilir ürünler geliştirmek konusunda çalışmanız var mı? Ama bu uluslararası firmanın bütün standart prosedürlerine uyma şartıyla tabii ki...

MUSTAFA SAVAŞAN - Bunu yapabiliyoruz. Bunların öncelikle kataloglara girmesini sağlamalıyız. Teşvik edilmesini sağlamalıyız. Kalkıp bir de arkasına IBM logosunun konulması inanılmaz bir ivme kazandırır. Bunun konmasının şartlarını sağlamak için uğraşıyoruz. Bunun başarılabilmesi için çok ciddi yatırım ve destek gerekiyor. Biz bunu yapmaya talibiz.

NAZMİ SAĞLAM - Ben insan kaynakları konusunda bir şey eklemek istiyorum. Genç dinamik, öğrenmeye istekli bir nüfusumuz var, bu doğru. Geçen yıl 300 kişiyle görüştüm, hepsi bilgisayar mühendisliği mezunu ama aralarında yeni teknolojilerden habersiz insanlar da vardı. Ülkemizde marka olmadıkça yurtdışına bir şey satamayız. Önce kendi pazarımızda satmalıyız. Türkiye pazarında marka olmuş ürünlerin sayısı bile sınırlı. Yüzlerce bordro paketi bulunuyor, ama sonuçta paketi alacak müşteriler paylaşılmış oluyor. Her yeni yazılım pazardan küçük bir pay alıyor. İsrail'de, aynı alanda iki firma aynı yazılımı geliştirmiyor. Bir ürünü ancak sattığınız kadar geliştirebilirsiniz. Dolayısıyla yüzlerce ürün yerine, daha az sayıda daha fonksiyonlu ürünler geliştirmemiz lazım. İkinci önemli şey, pek çok yazılımın entegre olmasının zorunluluğu. Bence çözüm, yazılım firmalarının bir anlamda işbölümü yapmalarında. Bence temel gitmemiz gereken nokta, yazılım firmalarının kendi aralarında işbirliği yapması. Milyonlarca dolar harcayıp Türkiye pazarında kar etme şansımız yok. Dünya ölçeklerine göre küçük, ama Türkiye'de pazarlanabilir ürünler üretmek lazım.

CİVAN MERT KÜÇÜK - Yazılıma iki açıdan bakmak lazım. Bir Türkiye'deki işgücü potansiyeli açısında, ikincisi de finansal açıdan. Türkiye'deki krizler sonucunda, bilgi işlem alanındaki işgücü büyük oranda yurtdışına gitti. Bunun Türkiye'ye belli zararları var tabii, ama uluslararası markalar ve standartlar konusunda bu işgücü şu anda yurtdışında yetişiyor diye düşünebiliriz. Bunun getirisi nedir? İnsanların yurtdışında bu uluslararası standartlara göre motive edilip, uygun koşullar sağlandığında gelip Türkiye'de bunları uyarlamaları.... Bunun için bir potansiyel oluşuyor. Türkiye'nin ekonomik şartlarının düzelmesi bu kaynağı ülkeye çekecektir.

ALİ GÜVEN - İkinci turda IBM ne yapabilir sorusunu yöneltmek istiyorum? Bu söylediğiniz hedeflere varma konusunda IBM neler yapabilir?

FİGEN GER - IBM'in ne yapabileceğine değinmeden önce konuşmacıların değindikleri iki şey hakkında bir iki şey söylemek istiyorum. Bunlardan bir tanesi yazılım geliştiren şirketlerin iş birliğiydi. İsrail örneği verildi. İsrail bizimle aynı bölgede yer almasına rağmen ticari olarak bizden çok farklı düşünen bir ülke. İsrail'de bir firma bir çözüm üretmeye karar verdiğinde bu çözümün bir parçasının herhangi bir firma tarafından önceden üretilmiş olduğundan haberdarsa - bunun da altını çizmek istiyorum, çünkü IBM'e düşecek rollerden birisi de bu - o çözümü üretmek için harcayacağı bütün fonu bu çözümü satın almak ya da o şirketi bu çözümü daha iyi geliştirmeye yönlendirmek için kullanmayı tercih eder. Bu bize çok ters geliyor. Niçin ben bu insanı fonlayım, büyüteyim diye düşünürüz. Tam tersine o insanı bu yönde fonlarsanız, onun o çözüme daha çok konsantre olmasını sağlarsınız ve sizinle rekabet edeceği alanlara kaymasına engel olursunuz. Türkiye'de en küçük pazara yönelik en küçük çözümlerin bile binlerce versiyonu var. Hepsi bir nevi problem içeriyor. Bir sürü küvezde yaşayan bebek, hiçbiri olgunluk çağına erişemiyor. Bunun için şirketler arası koordinasyon ve farklı bir ticari bir bakış gerekiyor. Bu ticari bakış açısını sağlıklı ticari ilişkiler kurulabilmesi için IBM'e iyi bir rol düştüğüne inanıyorum.
Yurtdışından teknoloji getirilip, burada bunların yönlendirilmesine taraftar değilim. Niche market çözümleri konusunda araştırma yaptığımızda bunların neredeyse hepsinin metodoloji, teknoloji, çözüm ve uyumluluk açısından onlara vereceğimiz parayı kullanarak yapacağımız geliştirmeden bir adım ileri noktada olmadığını görüyoruz. Niche market küçük market değildir. Bu konuda Yunanistan ve İsrail'den gemicilik ve yayıncılık alanında iki örnek verilebilir. Dünyada bütün gemicilik sektörünün ihtiyaç duyduğu bütün yazılımı sağlayan bir tane Yunan firması var. İkinci örneğim ise editöryal derleme yazılımı. Bütün dünya İsrail orijinli bir editoryal yazılımı kullanıyor. Türkiye'de medyada mı küçük? Türkiye'de medyada da mı para yok bunu Türkiye'de geliştirmek için?

ALİ GÜVEN - Sizin söylediğiniz tüketim meselesine burada geliyoruz. Dünyayla rekabet edebilen sektörlerimiz olsa, rekabet edebilen yazılımlarımızın olmaması mümkün değil. Oysa bizim iç türbüne oynayan bir yapımız var. Siz bu boşlukları görüyorsunuz, yatırım yapmanızı engelleyen ne?

FİGEN GER - Buna yatırım yapmamızı engelleyen şey tabii ki paramızın olmaması. Hiç kimse almadığı halde benim dört yıldır yazılım geliştirmeye fonum yok. Medya sektörü temsilcileri fuarlara gidip 4 milyon dolarlık ürünlere nasıl bütçe ayırabiliriz diye düşünürken, içeride 200 bin dolarlık ürün için bu kadar para istenir mi diyorlar. Bana da 10 katını ödese ben de daha uzun yaşarım ve ürünü desteklerim.
Müşteride, partnerde bir çözüm arayışı olduğunda benzer çözümlerin nerelerde olduğunu ve nasıl bir işbirliği sağlanabileceğini, gerektiğinde bir hakem gibi araya girerek koymak, benim IBM'den beklediğim bunlar. Kendi şirketimde sağladığım çözümlerin her birinin en az üçer tane rakibi olduğunu biliyorum. Ben benden daha iyi bir çözüm gördüğümde kendi çözümümü devreden çıkarıyorum.

ALİ ÖZENCİ - Hepimiz aynı yerde yaşıyoruz. Karşımızda her zaman için yapsatçı insanlar var. Gel sen 4 milyon dolar verme, onda birine bunu al deyince bize sahtekarmışız gibi bakıyorlar. Biz bu güveni nasıl vereceğiz? Biz Türklere bir şey söylendiğinde, biz hemen neden öyle yapılmaması gerektiğini anlatmaya başlıyoruz. Biz bu adamlarla iş yapmaya çalışıyoruz.

AYDIN ERSÖZ - Batıya mal satmakta bir güven sorunumuz var. Yol, bizi bilen, bize güvenen, Batıda da güvenilen bir aracıdan geçiyor. Bizim avantajımız bir iş verildiği zaman, ülkede zor ve riskli şartlarda çalışmaya alıştığımız için riskleri iyi yönetebiliyor, işleri daha kısa sürede yapabiliyoruz. Bu Türkiye'de düzgün çalışan pek çok yazılım şirketi için böyle diye düşünüyorum. Güvenilir aracı rolüne de IBM büyük ölçüde uyabilir diye düşünüyorum. Bizim becerilerimiz, kaynaklarımız, kabiliyetlerimiz IBM aracılığıyla yurtdışında pazarlanabilir diye düşünüyorum.

ALİ GÜVEN - Uluslararası firmaların böylesi bir şeyi yapması için, ülke içindeki firmaların da ürün ve hizmetlerini klasifiye edebiliyor olması lazım. Bir markanın iki yönü vardır, dünyanın her yerinde istenilen bir şey olması, iki dokümantasyonu, kılavuzları, standartları ile alınabilir bir şey olması. Türkiye'nin asıl derdi bence ikincisinde. Sizce firmalarımız bu öneriler için uygun mu?

AYDIN ERSÖZ - IBM'in arkasında durabileceği belli bir süreçten geçirebileceği firma sayısı Türkiye'de çok fazla değil. Bu elemeden geçen firmaların bunu yapabileceklerine inanıyorum. Belli bir koçluğa ihtiyaçları var. Bizler kaliteli ürünler nasıl yapılır, süreçler nasıl olmalıdır biliyoruz, zor finansal koşullara rağmen işlerimize uygulamaya da çalışıyoruz. Birileri bu sınırı aşarsa gerisi de takip edecektir. Türkiye'de IBM'in yurtdışındaki bir biriminin alt yüklenimcisi olarak hizmet verebiliyoruz. Benzer hizmetleri yurtdışında da vermememiz için hiçbir sebep yok.

MUSTAFA SAVAŞAN - Belli bir konuda uzmanlaşamıyoruz belki ama genel olarak bir projede bütün spekturumu görebilme, her şeyiyle bakabilme gibi bir meziyetimiz var. Bizde bir adam 30 adamın işini yapabiliyor. Bunu orta vadede uzmanlaşmaya dönüştürmemiz lazım. Ana sözleşmeci çok önemli. Önümüzde gözüken önemli sözleşmeler var, buralarda yerli yazılımlara güvensizliği ortadan kaldırmada IBM'in önemi büyük.

ALİ GÜVEN - Bunu tek taraflı görmeyin, bunun IBM için de yararı var. Satışlarımızı çok etkileyen bir şey.

GÜLSÜN EMÜLER - Biz sizin için altyapıyı sağlıyoruz. Bunun üzerine katma değeri katacak olan sizlersiniz. IBM'de bu tür olanaklar halen devam ediyor. Ürünleri IBM logosu altında bir ürün haline getirmek hala mümkün. Türkiye'de olduğu gibi yurtdışında da ürünleri satmak mümkün. Ama bunu yapabilmek için belli prosedürleri geçmiş olmak, belli standartları yakalamış olmak gerekiyor. Metodolojiler, dokümantasyon ve paketlemek anlamında sizlere, eğitim anlamında bizlere iş düşüyor.

MUSTAFA SAVAŞAN - IBM'in kullanabileceğimiz çok ciddi olanakları var. Biz yeni farkına varıyoruz. IBM'den geçenlerde bir eğitim aldık, bu eğitim sonucunda kadromuzun dünyaya bakışı 180 derece değişti. IBM uluslararası çok köklü bir firma ve muazzam deneyimleri var.

ALİ GÜVEN- Hiçbir şey tek taraflı değil. Sizlerin büyümesi IBM'in büyümesi demek. Yardım kuruluşu değiliz tabii ki...

FİGEN GER - Marketing konusunda tanıdığım bir pastacının örneğini vermek istiyorum izninizle. "Biz pastacılar tavuk yumurtası kullanırız, halbuki kaz yumurtası tavuk yumurtasına göre ekonomiktir, büyüktür, besleyicidir ve daha lezzetlidir. Ama tavuk yumurtladığında yarım saat gıdaklayarak bunu haber verir. Kaz ise yumurtladıktan sonra göle yüzmeye gider." Tavukların yaptığı bir anlamda marketing çalışması anlayacağınız. Marketing tarafında IBM'in yapabileceği son derece kolay ama etkili bir çözüm var bence. Örneğin, Beacon Awards...

SEVGİ GÜRBÜZ - Çok önemli bir noktaya değindiniz. Bu yıl için beş altı tane İsrail ve Yunan firması aday olmuşlar Türkiye'den ise bir tane var. Oysa çok önemli bir pazarlama aracı bu ödüller. Ama kimse IBM'in sunduğu pazarlama desteklerini gerektiği gibi kullanmıyor. Diğer ülkelerde pazarlama bütçelerinin tamamı kullanılırken, biz buradaki firmaların bundan yararlanması için adeta yalvarıyoruz. Oysa uluslararası çözüm ortakları programı kapsamında sunulan pek çok şey var. Beacon Awards'a aday olmak bile önemli. Uluslararası kataloglara girme tamamen sizin inisiyatifinizde. Referanslarınızı girme işi de öyle. Sizin erişiminiz olan yerlerden yapılabilecek şeyler. Bütün bunlar küçük şeyler belki ama üst üste geldiğinde çok önemli.

ALİ GÜVEN - Bu toplantının çok önemli çıkarımları oldu. Birincisi Çözüm Ortaklarımız arasında işbirliği yönünde ciddi bir eğilim ve niyetin bulunduğu . İkincisi, Çözüm Ortaklarımızın IBM'in olanaklarını sonuna kadar kullanma yönünde yönlendirilmeye ve bir ölçüde de zorlanmaya ihtiyaçlarının olması. Üçüncüsü ise, IBM'in uluslararası kanallarında birlikte hareket etme yönündeki isteklilikleri... Bu toplantının kendi adıma çok verimli geçtiğini düşünüyorum. İlginiz ve katılımınız için çok teşekkür ediyorum.

 
GeriBaşa dön
 
Hakkımızda | Ürünler | Örnek Projeler | Basın Odası | İnsan Kaynakları | Referanslar | İletişim

© 2007 KETS Ltd. Şti. Tüm hakları saklıdır.
Tel : 0212 232 56 66
kets@kets.com